Antik Truva Atı Ve Tarihi

Homeros’un ilyada Destanı’nda bahsedilen Troya Savaşı’nın yapıldığı yer olarak da bilinen Troya antik kenti Unesco Dünya Miras Listesi’ne 1998 yılında girmiştir. M.Ö. 3000 yılına kadar uzanan tarihi geçmişi ile dünyanın en ünlü arkeolojik alanlarından biri olan kent, Çanakkale il sınırları içinde yer almaktadır. Troya kuruluş efsanesine göre deniz perisİ Thetis ile denizler tanrısı Okeanos’un kızı Elektra, Zeus’un karısı olarak Dardanos’u dünyaya getirmiştir. Dardanos’un oğlu Tros, Truad adlı kenti, onun oğlu ilus da Troya kentini kurmuştur.

Eteklerinde Troya’nın kurulduğu Kaz Dağı, Troya Savaşı’nın da nedeni olan dünyanın ilk güzellik
yarışmasının yapıldığı yerdir. Güzellik yarışmasına
katılan güzeller Hera, Afrodit ve Athena’dır. Seçici
görevini üstlenen Paris, kendisine Sparta kralının karısı
Helena’yl vadeden Afrodit’i sewer. Paris’in Helena’yl
kaçırması da savaşı başlatır.

Troya’da 1 871 yılından itibaren yapılan kazılar, kentin
tarihi boyunca defalarca kurulup yıkıldığını ortaya
koymuştur. Dokuz kent katmanının yanında kırk iki yapı
katı ortaya çıkarılmıştır. Daha sonraki yıllarda devam
eden kazılar sonucu, tiyatro, hamamlar, çeşitli buluntular
le son derece gelişmiş bir kanalizasyon sistemi ve yapı
temellerine de ulaşılmıştır.

ÇANNAKKALE DEKİ YERİ ÖNEMİ

Troya veya Truva, Kaz Dağı (Antik İda Dağı) eteklerinde, Çanakkale il sınırları içinde yer alan, Homeros tarafından yazıldığı sanılan iki manzum destandan biri olan İlyada’da bahsi geçen Truva Savaşı’nın gerçekleştiği antik kenttir. Antik kent, 1998 yılından beri Dünya Miras Listesinde, 1996 yılından beri de Milli Park statüsündedir.

Truva, dünyadaki en ünlü antik kentlerden birisidir. Truva’da görülen 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yıldan fazla bir zamanı göstermekte ve Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu bu benzersiz coğrafyada yerleşmiş olan uygarlıkları izlememizi sağlamaktadır. Truva’daki en erken yerleşim katı M.Ö. 3000-2500 ile erken Bronz Çağı’na tarihlenmektedir, daha sonra sürekli yerleşim gören Truva katmanları M.Ö. 85 – M.S. 8. yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi ile sona ermektedir. Truva, bulunduğu coğrafi konum nedeniyle burada hüküm süren uygarlıkların diğer bölgelerle ticari ve kültürel bağlantıları açısından daima çok önemli bir rol üstlenmiştir. Truva ayrıca gösterdiği kesintisiz katmanlaşma ile Avrupa ve Ege’deki diğer arkeolojik alanlar için referans görevi görmektedir. İlk olarak 1871’de Heinrich Schliemann, daha sonra W. Dörpfeld, C.W Blegen tarafından kazılmış olan bu görkemli arkeolojik şehirde kazılar halen Tübingen Üniversitesi tarafından sürdürülmektedir.

Antik kent, Çanakkale merkez ilçesini bağlı Tevfikiye köyünün batısında, “Hisarlık Tepesi” nde bulunur. Tepe, 200x150m boyutlarında, 31.2m rakımlı ve aynı zamanda geniş bir kalker tabakasının parçasıdır. İlk olarak Efes ve Milet antik kentleri gibi denize yakın olan kent, Çanakkale Boğazının güneyinde bir liman kenti olarak kurulmuştur. Zamanla Karamenderes nehrinin kent kıyılarına taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzaklaşmış ve önemini yitirmiştir. Bu yüzden yaşanan doğal felaketler ve saldırılar sonrasında yeniden iskan edilmeyip, terk edilmiştir.

Troyalılar, Sardis kökenli Herakleid hanedanının yerine geçmiş ve Anadolu’yu 505 yıl boyunca Lidya krallığı Candaules (MÖ 735-718) dönemine dek yönetmişlerdir. İyonlar, Kimmerler, Frigyalılar, Miletliler onlardan sonra Anadolu’da yayılmış, ardından MÖ 546 yılında Pers istilası gelmiştir.

city-of-troy

Troya antik kenti, Athena tapınağı ile özdeşleşmiştir. Pers egemenliği sırasında imparator I. Serhas çıktığı Yunanistan seferinde, Çanakkale Boğazını geçmeden önce kentte gelerek bu tapınağa kurban sunduğu, aynı şekilde Büyük İskenderin de Perslere karşı giriştiği mücadele sırasında kenti ziyaret ettiği ve zırhını Athena tapınağına bağışladığı tahrihsel kaynaklarda belirtilir.

1871’de amatör arkeolog Heinrich Schliemann tarafından keşfedilen antik şehrin kalıntılarında, ilerleyen zamanlarda gerçekleştirilen kazılar sonucu, aynı yerde yedi kez -farklı dönemlerde- kent kurulduğu ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmıştır. Şehrin bu karmaşık tarihsel ve arkeolojik yapısı, daha kolay inceleyebilmek için kent tarihsel dönemlere göre sırayla roma rakamlarıyla ifade edilen 9 ana bölüme ayrılmıştır.

Troya antik kentinin Hisarlıkta olabileceğine ilişkin ilk yorumlar, 1822 İskoç Charles Maclaren tarafından yapılmıştır. İlk arkeolojik araştırma, bölgede bir höyüğün olabileceğini tespit eden İngiliz Frank Calvert tarafında 1863-1865 yıllarında yapılmıştır. Fakat bu kentin Troya olduğu görüşünün kesinlik kazanması ve yaygın şekilde tanınması Alman Heinrich Schliemann tarafından yapılan kazılar sonucunda olmuştur.

Aslen tüccar olan Heinrich Schliemann, Hisarlıkta ilk geniş kapsamlı kazıları yapan ve “Troya Hazinesi” ya da “Priamos Hazinesi” adlı koleksiyonu bulan kişidir. Osmanlı Devletinden kazı izni alarak 1870 yılında tamamlanan sondaj çalışmaları neticesinde, 1871-1874 yılları arasında ilk grup kazılarını yapmıştır. Schliemann’ın kazılarda bulduğu hazineleri yurtdışına kaçırdığı da bilinmektedir.

Gerek Schliemann’nin arkeoloji kökenli olmayışı, gerekse arkeoloji biliminin o dönem yeterince gelişmemiş olması dolayısıyla bu dönem yapılan kazılarda çıkan eserler yeterince iyi değerlendirilememiştir ve birçok başka arkeolojik bulguda tahribata yol açmıştır.

Almanya: Heinrich Schliemann Troya’da bulduğu hazineyi önce Yunanistan’a daha sonrada Almanya’ya kaçırmış, II. Dünya Savaşı’ndan önce Almanya’da olduğu bilinmekte olan hazine savaş sonrası kayıplara karışmıştır. Günümüzde Almanya’nın elinde hala yaklaşık 480 Troya eseri olduğu sanılmaktadır. Bu eserlerin Berlin’de bulunan Neues Müzesinde 103 ve 104 nolu salonlarda sergilenmektedir fakat koleksiyon 2. Dünya Savaşında kaybolduğu için sergilenen bazı eserler, asıllarının kopyalarıdır.

Troya hazinesinin Berlin’de kaybolan kısmının 2. Dünya Savaşı sonunda, müttefik kuvvetlerce işgal edilen Berlin’de, saklandıkları Berlin Hayvanat Bahçesinden Ruslar tarafından alınıp götürüldükleri ortaya çıkmıştır. Uzun süre eserlerin ülkesinde olduğu iddialarını reddeden Rusya, 1994’te eserlerin ülkesinde olduğunu kabul ederek, bunların savaş tazminatı olduğunu belirtmiştir.Rusya’daki eserler 1996 yılından beri Moskova’da bulunan Puşkin Müzesi’nde sergilenmektedir.

Troya’nın Erken Tunç Çağı’ndaki 2. Dönemi’nden kalma küpe, kolye, diadem, bilezik, pendant gibi 24 parçadan oluşan eser ise, 1966 yılında Penn Müzesi’nce satın alınmıştır. Ancak bu parçalar 2009’da dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın başlattığı görüşmeler öncülüğünde Türkiye’ye iade edilmiştir.

Kaynak : www.kulturvarliklari.gov.tr